14 SORU, 15 CEVAPLA İRAN SAVAŞI.!

1-ABD savaşta hedeflerine ulaşıyor mu?

2-İsrail bu çatışmada hedeflerine ulaşıyor mu?

3-ABD İran’a kara birlikleri gönderecek mi?

4-İran rejimi veya ABD-İsrail için bu savaşın kabul edilebilir bir sonu ne olur?

5-İran muhalefeti bu çatışmaya nasıl karşılık veriyor?

6-İran’ın nükleer silah stoku bir tehlike mi?

7-İran, ABD toprakları için ne tür bir tehdit oluşturuyor?

8-Bu savaş ABD’nin silah stoklarını nasıl etkiliyor?

9-Bunun Amerikalılar üzerindeki ekonomik etkisi nedir?

10-Kürt gruplar İran’da silahlı direnişe geçerse ve ABD DEAŞ’lıları dâhil ederse ne olur?

11-Yemen’deki Husiler olaya dâhil olacak mı? 12-Bu çatışma Gazze’yi nasıl etkileyecek?

13-Savaş, ABD-Körfez ilişkilerini nasıl etkileyecek?

14-Bu savaş genişlerse başka hangi ülkeler dâhil olabilir?

TÜRKYE İÇİN BÜYÜK FIRSAT.! NEDEN?

Öncelikle şu paylaşmak istiyorum, Körfez ülkelerinde ABD’ye duyulan koruma içgüdüsü, İran saldırılarıyla birlikte hayalden gerçeğe geçişin soğuk duşunu yaşıyor. ABD’nin askeri silah teknolojisine ve sağladığı güvene olan inanç minimum seviyeye inmişken; Türkiye, ürettiği yeni nesil silah ve teknolojilerle Orta Doğu’da büyük bir atağa kalkabilir.

Türkiye şu an hem İsrail’i hem de İran’ı dikkatle izliyor; tarafların saldırı ve savunma becerilerini gözlemliyor, zayıf noktalarını ve avantajlarını not alıyor. Geliştirdiği silahlara, bu gözlemlerden elde ettiği veriler ışığında yeni özellikler katıyor. Türkiye, askeri olarak bölgenin yeni hamisi olma yolunda ilerliyor.

Körfez ülkeleri, kendilerini koruyacağı güveniyle her yıl ABD’den milyarlarca dolarlık silah alıyordu. Ancak son gelişmelerle, İran’ın füzelerinin —bırakın imha edilmesini— kendi ülkelerinin ortasına düşmesinin dahi engellenemediği gerçeğiyle yüzleştiler. Bu tablo, Türkiye’nin savunma sanayii teknolojisiyle bölgenin tek güvenilir markası olduğunu kanıtlaması için tarihi bir fırsat doğurmuştur.

Evet konumuza dönecek olursak…

1- ABD savaşta hedeflerine ulaşıyor mu?

Amerikalılar öncelikle bu savaşın adını koyamıyorlar ama bir taşla beş kuş vurma derdinde.

Washington’ın belirttiği hedefler arasında; İran’ın nükleer programını, balistik füzelerini, donanmasını, insansız hava araçlarını ve sahadaki vekil güçlerini kontrol altına almak veya zayıflatmak yer alıyor. Savaşın ilk haftası stratejik öneme sahipti; daha önce istihbari bilgilerle belirlenen hedefler vuruldu. ABD’nin iddiasına göre öncelik deniz kuvvetleriydi ve İran’a ait şu an rapor edilen 59 gemi batırıldı. Sonraki hedefleri ise sırasıyla füzeler ve insansız hava aracı üretim tesisleri. Bununla İran’ın savaş sürecini uzatmasının engellenmesi ve moral olarak çökmesi bekleniyor.

ABD yetkilileri, İran’da uluslararası alanda daha işbirlikçi ve halkının insan haklarına saygı duyan bir hükümet arzu ettiklerini dile getirse de asıl meselenin İsrail’in güvenliği olduğunu tüm siyasi teorisyenler biliyor. Evet, ABD’nin İran’la savaşmasının bir değil, birçok sebebi var; tabii bunlar görünürde olanlar. İranlıların normal şartlarda ABD ile gizli ittifak yapan ve sahada birebir mücadele veren bir ülke olduğunu Afganistan, Irak ve Suriye gibi birçok ülkede ve lokal bölgelerde gördük; bunların birçoğu ispatlandı.

Hayatta yazılmamış bazı kurallar vardır; “Düşmanımın düşmanı dostumdur” kaidesi gibi. Örneğin; iki kişi flört edince genelde konuşmadan bakış ve mimikleriyle çok iyi anlaşır, hatta bu anlaşma neticesinde bir yakınlaşma olur; sonrasında bu durum konuşmak ve hareket etmek için cesaret verir. ABD ve İran da birçok bölgede bunu yaptı. Afganistan bunun ilk buluşma yeriydi, sonrasında bu flört Irak ve Suriye’de devam etti.

ABD-İRAN arasında peki şimdi ne olacak?

Bir örnek vermek gerekirse Mikroorganizmalar, uygun besi yeri ve çevresel koşullar altında türlerine özgü bir süratle ürerler. Koşulların uygunluğu devam ettiği sürece çoğalma da sürekli olur. Ancak laboratuvarlarda mikroorganizmaları üretmek için sınırlı miktarda besi yeri kullanıldığından, mikropların üremeleri kısıtlanır. Mikroplar üredikçe ortamdaki gıda maddeleri azalır ve tükenir. Optimal koşulların değişmesi neticesinde kısıtlanan gıda stoku sonrası ne olur biliyor musunuz? O mikroplar birbirini yerler. Bence çok anlaşılır ve bilimsel bir örnek oldu; şimdi tıpkı bu mikroplar gibi birbirini yemeye başlayacaklar.

Bu savaşın kaybedeni üç, kazananı ikidir. Birinci blokta Rusya, Çin ve İran; ikincisinde ise ABD ve İsrail var.

Matematik asla yalan söylemez gelinen noktaları kısaca hesaplayalım. ABD, Çin’in ekonomik gelişmesini önlemek için çok tedbir aldı ama bugün Çin, Avrupa Birliği’nin en büyük ticaret ortaklarından biridir ve AB’nin toplam ithalatının yaklaşık %20′sinden fazlasını karşılamaktadır. 2026 itibarıyla Çin’in AB’ye olan ticaret fazlası 400 milyar avroya ulaşmış olup; özellikle elektronik, makine ve ham madde sektörlerinde yoğun bir ithalat bağımlılığı bulunmaktadır. Orta Doğu’da durum pek farklı değil, rakamlar 72 milyar 876 milyon doları bulmakta.

Buna karşılık Çin, enerji üretiminde kısıtlı bir ülke ve dışarıya bağımlı. ABD, savaştan ziyade Çin’in enerji yollarını kısıtlayarak sahada onu tehdit ediyor ve destek kollarını kesmeye çalışıyor. Çin, şu an dünyada en çok enerji tüketen ülkelerin başında geliyor; sonrasında ABD ve Hindistan. Bu durum biraz nüfus ile ilgili olsa da asıl neden ticari üretimdir.

Çin, son istatistiklere göre enerjide %82 oranında dışarıya bağımlıdır. Örneğin, %82 gibi korkunç bir oranla petrolde dışa bağlıdır; en büyük tedarikçileri Venezuela (Maduro dönemi), Suudi Arabistan, İran, Rusya, Irak, Umman ve Kuveyt gibi Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleridir. Doğal gazda da durum farksızdır; ülkenin ihtiyacının neredeyse %53’ünü dışarıdan almaktadır.

İşte İran savaşının ve öncesindeki Venezuela müdahalesinin asıl amaçları burada netleşiyor: Bir taşla iki kuş vurmak. İki ülkenin petrolüne el koymak demek, Çin’i en çok ihtiyaç duyduğu enerji ile esir almak ve kendine bağlamaktır. ABD’nin istediği tam olarak budur. İran halkının ABD için bir önemi yok; onlar da ABD’nin nereye nasıl “demokrasi” götürdüğünü ve o demokrasinin neye hizmet ettiğini çok iyi biliyorlar. ABD ve İsrail’in hedeflediği, bundan sonra kim iktidara gelirse gelsin, İran’ın önümüzdeki yıllarda çok daha zayıflaması ve tehdit etme yeteneğinin azalmasıdır.

Peki, bu kadar mı? Tabii ki hayır!

ABD’nin İran üzerinden “Ceziretü’l Arab” yani Arap Yarımadası’ndaki, özellikle Körfez ülkelerini mezhepsel olarak korkutarak her yıl milyarlarca dolarlık gereksiz silah, askeri araç ve teçhizat satması madalyonun diğer yüzüdür.

ABD, özellikle Irak’ta aldığı ağır mağlubiyetin acısıyla “eğit-donat-savaştır” metodundan vazgeçti. Şu an mezhepsel ayrılıkları, özellikle medya yoluyla fitilleyerek; aşiretleri ve etnik kökenli grupların ayrılıkçı fikirlerini körükleyerek kaosu genişletiyor ve sürdürülebilir kılıyor. Kaos sürdüğü sürece kimse sağlıklı düşünme yetisine sahip olamadığı için birbirleriyle savaşarak ömür tüketiyorlar; ABD ise yeraltı kaynaklarını ve petrolü sömürmeye devam ediyor. Bu yüzden her zaman söylediğim bir söz var: “Yayı çekene bakmaktan, okun nereye gittiğini görmüyorsunuz.”

Bu arada Rusya, bu savaşta ciddi bir tedarikçi konumunda. Çinliler gibi sadece istihbarat ve uydu koordinatları paylaşmıyor; bizzat Ukrayna’nın intikamını İran üzerinden almak istiyor. Biliyorsunuz, Rusya-Ukrayna Savaşı; sahada Rusya’yı denemek, yıpratmak ve kullandığı silahların gücünü görmek için “bir ileri iki geri” şeklinde devam ediyor. Bu savaşın kaynağı da yine ABD ve Yahudi lobisidir. Yahudiler şu an Ukrayna’da ciddi toprak yatırımı yapıyor; savaş bahanesiyle toprak satan satana… Ukraynalılar bu savaş hiç bitmeyecekmiş gibi ülkelerini terk ediyorlar.

İran savaşı, Rusya için aslında bir rövanş ringidir. Hatta savaşının 10. gününde ABD Başkanı Trump’ın İtalya’dan aracı olmasını talep ettiği ve barış benzeri bir sözleşme yapmak istediği kulislerde konuşuldu. Çünkü o da büyük bir faka bastığının farkında. Epstein dosyaları olmasaydı bu savaş zaten olmazdı. Çünkü ABD, Körfez ülkelerini İran’la korkutup her yıl silah satıyor ve petrol parasını bu şekilde geri alıyordu; yani kurulu düzeni bozuldu. Ayrıca bu durum iç siyasete de nüfuz etti; ABD’li vatandaşlar, askerler, bürokratlar ve siyasiler artık yüksek sesle şunu soruyor: “Neden İsrail için ABD’li askerler ölüyor?”


KAYNAKÇA:

2-İsrail bu çatışmada hedeflerine ulaşıyor mu?

İsrail’in rejim değişikliği hedefinin ABD’nin stratejik çıkarlarıyla ne kadar örtüştüğü ve bu birlikteliğin ne kadar süreceği ciddi bir belirsizlik. ABD, 3 Kasım 2026’da seçime gidecek; asıl sonuç orada belli olacaktır. Şu ana kadar Trump, savaş amaçlarını halkına tam olarak anlatamadı; bu yüzden kendi seçmeninden korkunç tepkiler alıyor. Ayrıca Trump’ın bazı söylemleri Amerikan halkı için kabul edilemez bir boyutta; sanki dini bir lider gibi veya ideolojik bir “izm” sahibiymiş gibi “koşulsuz teslimiyet” istiyor. Bu uç noktadaki söylemleri ciddi derecede korkutucu. Bu durumun, İsrail’in yayılmacı ve istikrarsız sınırlarını yine belirsiz şekilde genişletme isteğiyle birleşmesi, ABD halkı için daha kaygı verici bir zemin hazırlıyor.

Ama burada reel politikanın getirdiği gerçekçiliği unutmayalım: Petrol fiyatlarındaki artış, küresel piyasaların çöküşü ve tedarik zincirlerindeki aksamalar karşısında, Trump’ın kendi ekonomik bekasını düşünerek İsrail’i yarı yolda bırakması an meselesidir. Özellikle İran’ın, bölgedeki Arap ülkelerinin hava savunma sistemlerindeki açıkları değerlendirerek ağır ekonomik ve altyapısal hasar vermeye devam etmesi, İsrail’in bencil savaş stratejisinin maliyetini müttefiklerine ödetmektedir. Dahası; olası bir rejim çöküşünün ardından tetiklenecek olan kaos, iç savaş ve mülteci akınları, İsrail için bir güvenlik bahanesi olsa da ABD ve bölge ülkeleri için geri dönülemez bir felaket senaryosudur. Burada başrol yine Türkiye’nin olacaktır. İsrail’in dar görüşlü hedefleri ile küresel gerçeklikler arasındaki bu uçurum derinleştiğinde, Trump’ın savaşın sonuna nasıl karar vereceği ve İsrail’in hırslarını sınırlayacak bir bitiş noktasını onlara dayatması kaçınılmazdır.

İsrail’in, İran rejiminin çöküşünü stratejik bir hedef olarak belirlediği kesin. 12 gün süren savaşın neticesinde “savaşa devam” dedi ama elindeki füze stoklarının yeteceğini sanması büyük bir hataydı. ABD’nin bu konuda etkili olmayan, sınırlı sayıdaki önleyici füze stoğunun alarm vermesi; ABD Başkanı’nın İngiltere ve Avrupa ülkelerinden yardım istemesine neden oldu. Her ne kadar İngiltere bu savaşta “yokum” dese de İngiltere Başbakanı Keir Starmer bu konuda kesin bir ifade kullanmıştı; ancak ABD askerleri İngiltere RAF Fairford hava üssünde B-52 uçaklarına 2.000 librelik bombalar yüklerken görüntülendi. İşte aynısını 2001’de Afganistan’da ve 2004’te Irak’ta yaptılar; bugün de değişmedi. En fazla ekrana çıkıp bir özür dileyecekler. Tony Blair; 2003 yılındaki Irak işgali öncesindeki hatalı istihbarat ve savaş sonrası planlama eksiklikleri için özür dilemiştir. Peki, o dönem o istihbaratı veren kimdi? Mossad! Aslında bu açıklama bile danışıklı bir dövüşün sindirmeye yardımcı olan ninnisiydi.

Kaynak: https://x.com/wwwtvturknet/status/2034824288914555054?s=20

3-ABD İRAN’A KARA BİRLİKLERİ GÖNDERECEK Mİ?

ABD’nin bunu yapacağını sanmıyorum; özellikle bu dönemdeki ekonomik sıkıntılar bir yana, son Venezuela olayından sonra ne bölgede ne de diğer ülkelerde bu riski üzerine alamaz. Zaten bu yönde bir açıklaması veya tehdidi de yok. Buna niyeti olan sadece İsrail; onun da ordusu 150 bin civarı, savaş ve saha becerisi tartışmasız şekilde başarısız ve tecrübesi yok denilecek kadar az. 45 kilometrelik Gazze’de görünen ortada; 3 yılda hala silahsız ve savunmasız insanları, yani sivilleri dahi tahliye edemedi. Hamas unsurları hala etkin direnişe devam ediyor. Üstelik rekabetsiz ve orantısız güçlü olmasına rağmen… Zaten Müslümanlar, İsrail güçlü olduğundan değil, kendi iktidar korkularından dolayı mağlup oluyorlar. Sadece İsrail ile savaşmak için gönüllü giden kişiler bile İsrail’i haritadan silmeye yetecek nüfusta; ama hangi sözde Müslüman ülke bu mücahitler için sınırlarını açacak? İşte İsrail de gücünü buradan alıyor: “Birilerinin heva ve hevesi onları güçsüzleştirirken, İsrail’i bu zaaf güçlendiriyor.”

Peki ABD kara harekâtı yapmayacaksa sahada ne yapacak? ABD, kara harekâtına gerek kalmadan hava ve deniz saldırıları ile askeri hedefleri vurarak rejimi zayıflatmak isteyecek. Ordu hedeflerine ulaşmak için suikast gibi lokal özel operasyonlar yapabilir veya sokak hareketlerini hızlandırmak için özel birlikler görevlendirebilir. Bununla rejime baskı yaparak siyasi hedeflemede bir çözüm yolu arayabilir. Yoksa Irak’taki gibi konvansiyonel kara kuvveti konuşlandırma gibi bir durumu maliyet açısından imkansız. Bu yüzden geçiş dönemi için sadece siyasi baskı yapması alternatifsiz tercih olacak…

4. İRAN REJİMİ veya ABD-İSRAİL İÇİN BU SAVAŞIN KABUL EDİLEBİLİR BİR SONU NE OLUR?

Trump ve İsrail bu savaşı sona erdirmek istediğinde, İran’ın savaşmayı bırakacağı yönünde bir varsayımı düşünürsek; İran’ın o anki isteklerini asla kabul edemeyecek bir seviyede olacağı şüphesiz! Çünkü ABD ve İsrail varlık elde etmek için bu savaşı yürütürken; İran ise varoluşsal bir savaşın içinde olduğunu biliyor ve acil çıkış yolu aramıyor. Şu ana kadar yaptığı eylem; günlük attığı füzelerin belli kademelerle azalması ve hedeflerin daha stratejik alanlardan seçilmesi bunu gösteriyor!

Son 4 gündür İran, özellikle şehir merkezlerine saldırılarını yoğunlaştırdı. Bunun nedeni, zarar vermekten ziyade İsrail halkının kendi hükümetlerine bir tepki vermesini istemek veya beklemek olduğu açık… Çünkü son günlerde bazı İsrail vatandaşlarının, her gün çalan sirenlerden ve günün 20 saatini sığınaklarda geçirmekten bıkmış oldukları, bu durumun sonlanması için çektikleri videolardan belli oluyor (Bunlar ne kadar inandırıcı tartışılır; İsrail-İran arası tarihsel bir ketumiyet varken). İran’a göre bir barış olsa da yani duraksama yaşansa da bu sadece ABD ve İsrail’e nefes almak için zaman kazandıran taktiksel bir dilimdir.

İran, kısacası bu savaşı kendisi için yavaş, yıpratıcı ve uzun süren bir süreç olarak görüyor. İran; ABD veya Körfez ülkelerinin daha fazla kayıp vermesini istiyor. Çünkü İran sadece attığı füzelerle değil, aynı zamanda Körfez’e zarar verebilecek ve enerji fiyatlarını yüksek tutabilecek askeri kapasitesini (asimetrik tehditler de dahil olmak üzere) maksimuma çıkarma derdinde. Altyapılarına saldırma nedeni bu; ekonomik açıdan onları halkları ile karşı karşıya getirme ve dünya ekonomisinde de piyasaları yükseltme isteğinde. Eğer bu şekilde giderse savaşı sonlandırma olasılığı ABD ve İsrail’den daha yüksek.

ABD şu an Körfez ülkelerini savaşa sokma derdinde. Her ne kadar Avrupa ülkelerinden ve İngiltere’den yardım alsa da meseleyi bu coğrafyada kapatmak istiyor. Çünkü bunun yerelini Afganistan’da gruplar arasında yaptı, Irak’ta aynı şekilde yaptı. Bu yerelin bir üstünü bu sefer aktörler ülkeler üzerinden deneyecek ve bunları baş başa bırakacak; böylece her iki taraf da gücünü eritmiş olacak. ABD ise hem silah hem ekonomi olarak yine yeniden onlara bir şeyler satacak… Bu yüzden ABD kara savaşı yapamaz… Ama İsrail, Lübnan üzerinden Kürt işbirlikçilerle sahada buluşması için bunu deneyebilir…

5-İRAN MUHALEFETİ BU ÇATIŞMAYA NASIL KARŞILIK NE VERİYOR?

Aslında bu konuda şu an muhalefetin bir şey söylediğinden veya karşı eleştiri yaptığından bahsetmek inandırıcı olmaz; çünkü İran, bağ olarak hem siyasi hem de kültürel bir fikri fanatizm konusunda ilkeli bir ülke. Bu konuda sadece ABD ve İsrail’in İran için düşündüğü, sembolik olarak seçtiği Rıza Pehlevi var ama son günlerde yaptığı çağrılar karşılık bulmuyor. Örneğin, 18.03.2026 Çarşamba günü İran’daki gençlerin cep telefonlarına mesaj atıldı. Hatta bu o kadar geniş çaplı bir çalışmaydı ki, bana bu ihbar Türkiye’de yaşayan bir İran vatandaşının arkadaşı olan bir Türk’ten geldi. İnsanlara sokağa çıkmalarını, gerekirse silah kullanmalarını öneriyordu. Tabii kendisi emin ve rahat bir yerde, ailesiyle; ölen İranlı gençler olunca, üstelik İran’dan kilometrelerce uzaktan talimat vermek kolay ama buna rağmen kimse karşılık vermedi.

Ayrıca İran içinde isimleri gizli tutulan, rejim muhalifi 70 aktivistin olduğu ve isimlerinin Batı ülkelerine verildiği, geçiş dönemi için görevlendirilmek istedikleri bilgisine ulaştım; ama bu, propagandanın bir parçası da olabilir. Çünkü şu gerçeği unutmayalım: İran’ın iç ve dış birçok muhalefet eden rejim karşıtı kişi ve STK’sı var. Mesela savaşın başladığı ilk günler çok ciddi sayıda grup sokağa çıktı ve rejimin devrilmesini destekleyen sloganlar attılar; hatta Ali Hamaney’in ölümü sonrası ciddi kutlamalar oldu. Gerçekten rejimin devrileceğine inandılar, daha doğrusu bunu iyimser bir başlangıç olarak gördüler.

Ancak savaşın ikinci haftasında İsrail’in Tahran’daki petrol depolarına düzenlediği ve gökyüzünü kara bir duman bulutuyla kaplayan saldırılar ile kültürel miras alanlarının tahrip edilmesiyle birlikte ruh hali değişmeye başladı. Bazıları, özgür bir İran için ne kadar fedakârlık yapmaya hazır olduklarını ve şimdiye kadar dirençli olduğunu kanıtlayan rejimin gerçekten düşüp düşmeyeceğini sorgular duruma geldiler. İsrail bu saldırılarla aslında iç muhalif grupları karşısına aldı; onlar da artık şunu soruyor: “Madem bizim için, bize yardım için varsın; o zaman neden sivil yerleşim alanlarını bombalıyorsun veya halkın hayatını idame ettireceği yaşam alanlarını bombalıyorsun?” sorusunu sormaya başladılar. Tıpkı Irak’taki gibi; ABD orayı bir Los Angeles yapacağını söylüyordu, başkent Bağdat’ı neredeyse Washington yapacaktı. Neredeyse 25 yıl geçti, Saddam’ı arar oldular… Bu stratejik konsey üyelerinin isimleri sır gibi saklanıyor ama bu ahmaklar eğer ülke karışırsa, 20 yılı beklemeden aynı pişmanlıkları yaşayacaklar.

6-İRAN’ın NÜKLEER SİLAH STOĞU BİR TEHLİKE Mİ?

Haziran 2025’te İsrail’in Natanz, İsfahan ve Fordow’daki nükleer tesislere düzenlediği saldırılar sonrası, İran’ın nükleer kapasitesine dair belirsizlik sürüyor. Saldırı öncesi 440,9 kilogram %60 zenginleştirilmiş uranyum stoğu olduğu tahmin edilirken, güncel durumun “erişilemez” veya “yer altında gömülü” olabileceği değerlendiriliyor.

ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Bill Foster, Trump yönetiminin bu tehlikeli stoğu imha etmek veya denetim altına almak için somut bir planı olmadığını belirterek güvenlik zafiyetine dikkat çekti. Stoğun geleceği, İran’ın siyasi rotasına bağlı:

  • Uyumlu bir rejim: Uluslararası denetimlerin yeniden başlamasına izin verebilir.
  • Tehdit altındaki bir rejim: Askeri ve nükleer kapasiteyi yeniden inşa etmek için daha fazla motive olabilir.
  • Siyasi kaos ve iç savaş: Nükleer stoğun kontrolsüz grupların eline geçme riskini doğurabilir.

Bu nükleer belirsizlik, bölgedeki rejim değişikliği senaryolarının en kritik ve riskli halkasını oluşturmaya devam ediyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na göre, mevcut stok “çoğunlukla” İsfahan’da bulunurken, stokun diğer kısımları geçen yıl imha edilmiş olabilir. Bazı uzmanlar, stokun büyük ölçüde erişilemez ve yer altında gömülü olduğuna inanıyor. Trump yönetiminden brifing aldıktan sonra, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Bill Foster (D-IL), yönetimin “zenginleştirilmiş uranyum nükleer stoğu için -imha etmek, ele geçirmek veya uluslararası denetime tabi tutmak için- hiçbir zaman bir planı olmadığını” belirterek endişelerini dile getirdi .

Burada ABD hükümetinin İRAN konusuna ne kadar uzak ve istihbaratı olmadığını anlıyoruz.

7-İRAN, ABD TOPRAKLARI İÇİN NE TÜR BİR TEHDİT OLUŞTURUYOR?

İran’ın asimetrik savaşlardaki uzun geçmiş deneyim ve tecrübesi bunu fiilen imkansız kılıyor; zaten bugüne kadar asla böyle bir girişimi, niyeti ve söylemi olmamıştır.

Sivil savunma olarak bazı siber saldırılar yapmıştır; bunları da başarılı olduklarında devlet lehine kullanmıştır. Basında bazı sansasyonel komplo teorileri öne çıksa da bunlar sadece ABD basınında Trump lehine olan haberlerdir. Mesela 2020’de Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ölümüne misilleme olarak Tahran’ın, hem Trump’ı hem de dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ı öldürmeye çalıştığı iddia edildi. Belirli bir tehdit tespit edilmemiş olsa da Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) yüksek alarm verdiğini duyurdu; ama asla bu tür bir girişim ispatlanamadı.

Bunun yanında Küba ve Venezuela gibi Güney Amerika ülkelerinde silahlı grupları eğittiği ve finanse ettiği iddia edilse de bunlar hiçbir zaman ispatlanmamış iddialar olarak kaldı. Son olarak ABD Beyaz Saray Askeri Anıtlar Sorumlusu ve Trump’ın savaş danışmanı Luis Quiñonez ile yaptığım röportajda da bunları iddia ettiği halde ortaya asla somut bir delil koyamadı.

1- https://youtu.be/uODId8ZxEag

2- https://youtu.be/q_S4SpknZGk

3- https://youtu.be/DYUnC_5Ra9Y

4- https://youtu.be/dd8SJ9lfc7I

8- BU SAVAŞ ABD SİLAH STOKLARINI NASIL ETKİLİYOR?

İran savaşı, ABD’nin hem iç güvenliğini hem de Çin’e karşı yürüttüğü askeri hazırlık sürecini ciddi şekilde zayıflatıyor. Bu stratejik hatanın kümülatif etkilerini kısa vadede ölçmek zor olsa da, İran bataklığının kritik mühimmat ve yedek parça stoklarını tüketmesi kaçınılmazdır. Bu durum; eğitim programlarından birlik gücüne kadar tüm Amerikan kuvvetleri genelinde yıkıcı bir zincirleme etki yaratmaktadır.

İran saldırılarında harcanan ve aslında ABD’nin kendi savunması veya Çin ile olası bir büyük hesaplaşma için hayati önem taşıyan hava savunma sistemleri, uzun menzilli füzeler, deniz araçları, stratejik hava taşımacılığı ve istihbarat (İSG) unsurları hızla tükenmektedir.

Dahası, Amerikan askeri planlamacıları; Kuzey Kore, Rusya ve Çin’in Pasifik’te eş zamanlı bir çatışmaya girmesi durumunda, ülke savunması için gereken kaynakların İran’da heba edildiği gerçeğiyle yüzleşmektedir. ABD’nin iç güvenlik ve büyük güç rekabeti için gereken hazırlık seviyesini ne kadar sürede -veya tekrar- oluşturabileceği büyük bir soru işaretidir. Bu durum hem Trump yönetiminin öngörüsüz kararlarına hem de Washington’ın kontrolü dışındaki küresel aktörlerin hamlelerine bağlı olarak ABD’yi savunmasız bir noktaya sürüklemektedir.Buradan şunu anlayabiliriz bugün değil belki ama yarının getireceği kesin sonuç.!

9-BU SAVAŞIN EKONOMİK OLARAK AMERİKALILARIN ÜZERİNDE NE ETKİSİ VAR?

Savaşın Amerikan ekonomisi ve halkı üzerindeki doğrudan etkilerini en kritik noktalarıyla şu şekilde özetleyebiliriz:

Ekonomik Darbe ve Yaşam Maliyeti:

  • Enerji Krizi: Küresel petrol arzının %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın durma noktasına gelmesi, varil fiyatlarını 60 dolardan 90 dolara çıkardı. Benzin istasyonlarındaki fiyat artışı, Amerikalılar için en büyük endişe kaynağı olan “yaşam maliyeti” krizini tetikledi.
  • Gıda ve Lojistik: Artan dizel yakıt maliyetleri, kamyonlarla taşınan tüm mallara ve temel market ürünlerine doğrudan zam olarak yansıyor.

Stratejik ve Siyasi Riskler:

  • Etkisiz Önlemler: Yönetim, Rus petrolüne yaptırımları gevşetmek ve nakliye sigortası sağlamak gibi adımlar atsa da, İran İHA’larının üretim tesislerini hedef alması fiyatların düşmesini engelliyor.
  • Faiz ve Enflasyon Çıkmazı: Savaş öncesi azalan enflasyon baskısı yeniden hortladı. Bu durum, düşük faiz bekleyen Trump yönetimi ile fiyat istikrarını korumak zorunda olan Federal Rezerv (Kevin Warsh) arasında büyük bir kriz yaratıyor. Sonuç olarak; konut ve araç kredilerinde rahatlama bekleyen halk için süreç daha da zorlaşıyor.
  • Son olarak iddia’ya göre neden iddia  diyorum savaş zamanı normal fiyatlar fahiş olduğu için devlet veya bir kurum denetleme yetisini kaybediyor ve kişisel belirlenen fiyatlar koyuluyor buna karaborsa deniliyor ve şuan Petrol tankerleri, Hürmüz boğazından geçmek için İran’a gemi başına 2 milyon dolar ödüyor. Rusya, petrol fiyatlarındaki artıştan günde ek 500 milyon dolar kazanıyor. Savaş, ABD müttefiklerine günde 2 milyar dolara mal oluyor bu iddiaya göre…Tabi teyitsiz bilgiler bunlar ama bir şekilde rakamların döndüğü kesin…

10-KÜRT GRUPLAR İRAN’DA SİLAHLI DİRENİŞ’E GEÇERSE ve ABD, DEAŞ’LILARI DAHİL EDERSE NE OLUR?

Kürt azınlık grupların savaşa dâhil olması bölgesel olarak işe yarasa da asla karasal harekâtın başarısını tamamlayacak bir unsur olamazlar. ABD ve İsrail bu grupları gerekirse son teknoloji silahlarla donatsın; sonuç değişmeyecektir. Yakın tarihte Suriye’de bunu gördük: ABD bir gecede tüm siyasi ve askeri desteğini çekti ve YPG ortada kaldı. Bu kararla beraber Kandil’in aklına uyanlar, girdikleri ufak çatışmalarda Suriye birlikleri tarafından yok edildi. Siyasi uyum sürecini kabul edenler ise hükümetin yetkili ve etkili makamlarında görev alarak varlıklarını sürdürdüler.

Bu kısa anekdottan yola çıkarak konumuza dönecek olursak; Kürtlerin İran karşısında herhangi bir siyasi eylem dışında hareket etmesinin sonuçları, İran içi ve dışında korkunç olur. Çünkü ABD, tarih boyunca sadece Kürtleri değil, birlikte çalıştığı her aktörü —bireysel ajanlardan kitlesel gruplara kadar— her zaman yüzüstü bırakmıştır. Omuz omuza çarpıştığı müttefiklerini, tabiri caizse satmıştır. Afganistan, Irak, Suriye ve Türkiye’deki PKK unsurları bu gerçeğin yakın tarihteki en somut şahitleridir.

Bunun yanı sıra, Kürtler İran’ın güneyinde bağımsız bir koalisyon kurarak savaşa dâhil olurlarsa, Tahran yönetimi bu durumu meşru bir zemine çekerek askeri müdahalede bulunabilir. Sosyolojik açıdan bakıldığında ise bu hamle, Fars halkının milliyetçilik duygularını körükleyecektir. Bu durum, normal şartlarda hükümete karşı olan muhalefeti bile rejimin yanına çekebilir; böylece İran tek vücut haline gelerek mevcut hükümetini daha da kuvvetlendirir. Eğer rejim bu kalkışmayı bir “iç isyan” olarak değil de “YABANCI DESTEKLİ BİR PARÇALANMA” olarak gösterirse, hem muhalefet hem de İran halkı kitlesel bir karşı duruş sergileyerek Kürtlerin var olan huzurlarını da kaçırabilir.

Olayın avantajı ise şudur: Kürtler yeterli askeri desteği verir, İran merkezi alanlarında sokak protestoları başlar ve ABD ile İsrail İran’ın askeri kaynaklarını tüketirse, bu durum İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırı riskini azaltarak onlara cesaret verir. Sonrasında ise İsrail ve Amerika için, Kürtlerin İran’ın güneyinde toprak kazanması faydalı bir tampon bölge oluşturabilir. Bu nedenle ABD, İsrail ve Avrupa’nın Kürtlere sadece askeri değil, siyasi ve resmi düzeyde destek vermesi gerekecektir. En kötü ihtimalle Kürtlerin bölgede bir özerklik kurması, İsrail’in güvenliği için hayati bir gereklilik olarak masada durmaktadır.

Amerika, eğer İsrail olmadan bir kara savaşına kalkışırsa, kullanabileceği tek enstrüman DEAŞ ve Kürtlerdir. Az da olsa bağımsız hareket eden bazı gruplardan lokal ve bölgesel destek alabilirler. Yakın zamanda YPG’nin Suriye’de, Hol Kampı’nda yaklaşık 10 yıldır esir tutulan ve DEAŞ’ta “emirlik” yapmış, savaş tecrübesi olan komutanları özel uçaklarla Irak’a taşıdığını belgelemiştik. Amerika’nın, esaretlerinin karşılığı olarak onlara İran’la savaşmalarını teklif ettiği bazı görüşmeler gerçekleştirdiğini, bu görüşmelere şahit olan kişilerden birebir duymuştum. Muhtemelen Afganistan’da bulunan DEAŞ’a bağlı grupların da İran’ın doğusundan hareket ederek saldırması ABD’nin elini daha da kuvvetlendirecektir. İsrailsiz bir kara harekâtı ihtimali ancak bu şekilde düşünülebilir; buna kesin olmayan bir alternatif diyebiliriz.

11. YEMEN’DEKİ HUSİLER SAVAŞ’A DAHİL OLACAK MI?

İran’ı doğrudan savunma pozisyonuna geçmek, Husiler için Gazze meselesinde elde ettikleri iç siyasi kazanımları veya toplumsal itibar artışını garanti etmez. Aksine bu hamle, Husilerin 2022’den bu yana Suudi Arabistan ile yürüttüğü gerginliği azaltma (yumuşama) sürecini ciddi risklerin eşiğine getirebilir. Eğer Husiler, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki rakipleri olan meşru hükümete desteğini artırmasını bir tehdit olarak görür ve bu barış iklimini bozmanın stratejik bir gereklilik olduğuna inanırlarsa, İran safında savaşa dâhil olmayı seçebilirler.

Husilerin bu olası müdahalesi üç farklı senaryo üzerinden şekillenebilir:

  • Sınırlı Dayanışma Saldırıları: İran ile ittifak bağlarını vurgulamak adına İsrail hedeflerine yönelik düşük yoğunluklu ve sembolik saldırılar gerçekleştirmek.
  • Stratejik Baskı ve Taviz Arayışı: Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerindeki deniz trafiğine yönelik kısıtlı operasyonlar düzenleyerek Riyad’ın tepkisini ölçmek. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması nedeniyle petrol ihracatında Kızıldeniz’e mecbur kalan Suudi yönetiminden bu hassas noktayı kullanarak yeni tavizler koparmayı hedeflemek.
  • Topyekûn Çatışma ve Kaynak Gaspı: Kızıldeniz trafiğine, Suudi topraklarına ve Yemen içindeki kara hatlarına yönelik geniş çaplı saldırılar başlatarak Yemen’in enerji (petrol ve doğal gaz) yataklarını nihai olarak ele geçirmek. Bu seçenek, yıllardır süren sessizliği bozarak Yemen iç savaşını en şiddetli haliyle yeniden alevlendirme ve bölgede devasa bir yeni cephe açma potansiyeli taşımaktadır.

12-BU ÇATIŞMA GAZZE’Yİ NASIL ETKİLEYECEK?

Öncelikle konunun daha iyi anlaşılması için yaşadığım bir olayı kısa bir not olarak paylaşalım: ABD’deki Yahudi lobisi, İsrail’in gücünü bölmesini istemiyor; çünkü İsrail’in şu an dört ülke üzerinde planı var. Bunlardan biri ve en yakın olanı Lübnan, hatta kara harekâtına başladı bile… Bunu bizzat ABD ordusunda görevli bir albaydan dinledim.

Geçmiş dönemde Hamas görevlileri ile yapmış olduğum bir röportaj öncesi konuşmamızda, görüşme esnasında bana aynen şunlar aktarılmıştı: “İran ile aynı mezhep veya görüşte değiliz ama insanlar şunu merak ediyor: Neden size yardım ediyorlar? Yanı başındaki Afganistan, en büyük düşmanı ABD ile savaştı; İran’ın normal şartlarda ABD’ye karşı olan Afganlarla beraber olması gerekirken onlar ABD’ye yardım etti. Yine Irak’ta aynı şekilde; bunu bölgesel bir zayıflamadan doğacak otoriteyi kendi gücüyle tamamlama derdinde olan bir rejim hamlesi olarak niteleyebiliriz. Ancak Filistin davasına bu şekilde maddi ve manevi destek vermeleri, tamamıyla İran için askeri, güvenlik odaklı ve stratejik bir eylemdir. İran bunu açıkça diyemiyor ama yaptığının adı şudur: ‘İsrail’i iç siyasetiyle meşgul etmek ve dışarıya harcayacak vakit bulamamasını sağlamak.’ Aksi halde İsrail’in tek derdi İran olacak! Hamas’a olan desteği, tamamıyla İsrail’in ilgisini İran dışına verecek her türlü eylem ve uğraş içindir; Hamas veya Gazze ile ilgilenmesi İran’ın zaman kazanması demektir.”

Konumuza dönecek olursak; Hamas şayet 7 Ekim öncesi gücünde dahi olsa, İsrail’in elindeki imkânlarla yine orada savaşacağı aşikâr bir gerçek. Çünkü şu an İsrail, tamamıyla İran savaşından soyutlanmasa da elindeki savunma silahı stoku belli ölçüde eridi. İran’a karşı şu an yapılan saldırı tamamıyla ABD’nin silah envanterine ait. İsrail ise Lübnan başta olmak kaydıyla dört ülkeye yapılacak olan operasyona enerjisini ayırmış durumda. Yani bu durumda Gazze’yi, şu an bulunduğu konumdan farklı bir süreç ve son beklemiyor.

Şu ana kadar yaşananlar bana kalırsa bir İran-İsrail oyunu gibi; İran’ın yaptıkları ve yapacakları, İsrail’e bölgede meşruiyet ve taraftar kazanmaktan başka bir işe yaramıyor! Körfezi vurdukça Körfez daha çok Amerikancı oluyor! Gerçi Körfez ülkeleri şunu gördü: ABD silahları onları koruyamadı; ama bölgede alternatif güç olarak Amerika’dan başka seçenekleri de yok. Türkiye bu boşluğu doldurursa, yalnız Orta Doğu’nun değil; Afrika ve Asya için de bir örnek sıçrama sahası olabilir.

13-SAVAŞ, ABD-KÖRFEZ İLİŞKİLERİNİ NASIL ETKİLEYECEK?

Savaşın ABD-Körfez ilişkileri üzerindeki kalıcı etkileri, çatışmanın ikinci haftasında henüz şekillenmeye devam ediyor. Kısa vadede Körfez ülkeleri, İran saldırılarına karşı koyabilmek adına mühimmat ve hava savunma sistemleri dahil olmak üzere daha güçlü bir ABD güvenlik desteği talep edeceklerdir. Uzun vadede ise çok daha net ve somut ABD güvenlik garantileri beklentisi içine gireceklerdir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu taleplere vereceği yanıt, Körfez ülkelerinin kendi topraklarındaki ABD askeri üslerine ev sahipliği yapma konusundaki kâr-zarar hesabını doğrudan şekillendirecektir; zira bu üslerin sağladığı faydanın, beraberinde getirdiği artan risklere değip değmeyeceği kritik bir soru işaretidir.

Bir diğer belirleyici faktör, ABD operasyonları tamamlandıktan sonra İran tehdidinin nasıl bir evrim geçireceği ve Washington’ın bu süreci sonlandırırken Körfez ortaklarıyla ne derece koordineli hareket edeceğidir. Mevcut göstergeler, İran rejiminin dirençli bir yapı sergileyeceğine işaret etmektedir. İran’ın düşük maliyetli insansız hava araçları (İHA) ve Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik hamleleriyle komşularını baskı altına alabileceği, bu tehditlerin ise yalnızca hava harekâtıyla tamamen ortadan kaldırılmasının imkânsız olduğu görülmüştür.

Alternatif bir senaryo olarak; rejimin çöküşü veya İran içinde başlayacak bir iç savaş, Körfez güvenliği üzerinde geri dönülemez sonuçlar doğurabilir. Eğer bu savaştan çıkan İran, Körfez’in ulusal güvenliği ve ekonomik büyümesi için uzun vadeli bir tehdit teşkil etmeye devam ederse ve Körfez başkentleri ABD’nin bu tehditle mücadelede yetersiz kaldığı kanaatine varırsa, bu durum ABD-Körfez ittifakında geri dönülmesi zor, derin bir kopuşa ve ciddi bir gerilime yol açacaktır.

14-SAVAŞ GENİŞLERSE DAHİL OLACAK ÜLKELER KİMLER

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları derinleşirken, savaşın asıl yükünü ön saflarda yer alan Arap Körfez ülkeleri omuzluyor. İran’ın füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının büyük bir kısmının doğrudan Körfez başkentlerini, özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) hedef alması, bölgedeki dengeleri altüst etmiş durumda. Körfez ülkeleri şu an hayati bir kavşakta: Bu varoluşsal tehditle askeri bir çatışma yoluyla mı yüzleşecekler, caydırıcılığı yeniden tesis edecek hedefli hamlelere mi girişecekler, yoksa İran ile yeni bir “yumuşama” müzakeresine mi oturacaklar? Bu sorunun cevabı henüz belirsizliğini koruyor.

Şu ana kadar Körfez sermayesi ve diplomasisi temkinli bir duruş sergiledi; İran saldırılarına doğrudan askeri bir karşılık verilmedi ve aksini iddia eden tüm haberler jet hızıyla yalanlandı. Ancak perde arkasında farklı stratejiler işliyor: BAE’nin caydırıcılık için “kinetik olmayan” (siber veya ekonomik) yöntemleri masaya yatırdığı, Umman’ın ise her zamanki arabulucu rolüyle aktif müzakereler yürüttüğü gelen bilgiler arasında. Türkiye bu konuda tarafsızlığını zaten belirtti ve bu sayede kendini İran’dan korumuş oldu diyebiliriz. Ancak İsrail, sahte saldırılarla bölgede İran’ı yalnızlaştırmak istiyor; bu yüzden Azerbaycan gibi ülkelere kimliği belirsiz İHA’larla saldırılar düzenleniyor fakat bu saldırıları kimse üstlenmiyor. “Azerbaycan gibi tek düşmanlı bir ülkeye kim, neden İHA saldırısı yapsın ki?” sorusuna karşılık, siyasi teorisyenler tarafından akla gelen tek cevap; İsrail’in İran’a karşı düşman biriktirmek amacıyla gerçekleştirdiği bir “sahte bayrak” (false flag) operasyonu olduğu yönündedir.

Lübnan ve Irak: Kontrolden Çıkan Yan Cepheler

Kriz sadece Körfez ile sınırlı değil; Lübnan ve Irak da bu ateş çemberinin içine çekilmiş durumda. İsrail, Hizbullah’ın saldırılarını gerekçe göstererek Lübnan’da geniş çaplı bir harekât başlattı. Beyrut’un güneyine düzenlenen ağır hava saldırıları ve Güney Lübnan’daki İsrail askeri varlığının genişlemesi, zaten ekonomik uçurumun kenarında olan Lübnan hükümetini köşeye sıkıştırdı. Beyrut yönetimi, bu operasyonu ülkeyi kurtarma çabalarına vurulan ölümcül bir darbe olarak nitelendiriyor. Bir yandan ABD ve İsrail ile diplomatik temasları sürdürürken, diğer yandan Hizbullah’a karşı daha önce görülmemiş sertlikte önlemler alabileceğinin sinyallerini veriyor.

Irak cephesinde ise durum daha da karmaşık. ABD üslerine ve diplomatik misyonlarına yönelik saldırılara Washington’ın yanıtı, İran destekli milislere yönelik ağır hava bombardımanları oldu. Üstelik Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş trafiğinin durması, Irak’ı petrol üretimini tamamen askıya almaya zorladı. Bağdat, tam da kırılgan bir hükümet kurma sürecinin ortasındayken ve göreceli bir istikrar yakalamışken, bu bölgesel türbülansın ülkeyi yeniden bir iç kaosa sürüklemesinden endişe ediyor.

Bölge, 2026 baharına girerken sadece devletlerin değil, enerji koridorlarının ve vekil güçlerin de çarpıştığı devasa bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Her hamle, sadece Tahran’ı değil, tüm Orta Doğu’nun gelecek on yılını şekillendirecek kadar kritik.

Senior Researcher/Writer: Bünyamin ERDEMİR

UNIVERSITY OF WARWICK

http://globalresearch.ca

21.03.2026

  • Related Posts

    • 5 views
    Sultangazi’de Gönül Sofrası: İHH İftarında Birlik Mesajı

    İSTANBUL / SULTANGAZİ – Ramazan ayının bereketini ve kardeşlik iklimini sinesinde taşıyan Sultangazi, anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. 2 Mart 2026 tarihinde İHH Sultangazi Şubesi tarafından düzenlenen iftar programı,…

    • 11 views
    Gürsel Tekin CHP’li TROLLER’e SESLENDİ: “Etrafımızda ne kadar gereksiz insan varmış!”

    CHP İL BAŞKANI Gürsel TEKİN Yine Ezberleri Bozdu: tvturk.net GYY Bünyamin ERDEMİR ile Yaptığı Röportajda CHP İçindeki “İftiracı ve İtirafçıları” Eleştirdi ve İktidar Politikalarına Değindi! Röportaj Linki: https://www.youtube.com/watch?v=G-txADGTZhs ​tvturk.net Genel…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir